top of page

Duyguların Arkasında Yatan Sessiz Sistem: Sinir Sistemi

  • Pelen Psikoloji null
  • 2 gün önce
  • 3 dakikada okunur


Güzel bir manzara eşliğinde huzurlu olmak, sıkışık bir trafikte gerginleşmek, bir sınavdan 100 alınca sevinmek, bir yakınımızın hastalık haberini alınca üzülmek… Bunların hepsi hayatımız boyunca sayısız deneyimlediğimiz duygulardan sadece birkaçı. Peki bazıları deneyimlenip biterken bazısı neden daha uzun süre devam ediyor, ya da olur olmadık yerde kendini gösteriyor?


Duygular; bir düşünce, olay ya da deneyimin yarattığı öznel ve içsel tepkilerdir. Bu tepkiler zihin değerlendirmesini, beden duyumu ve davranışa yansımasını içerir. Yani hem psikolojik hem de fizyolojik tepkilerdir. Mutluluk, öfke, korku, şaşkınlık, üzüntü, tiksinme gibi duygular evrensel olarak kabul edilen 6 temel duygudur. Diğer duygular ise yaşantılar sonucu deneyimlenir, öğrenilir. Deneyimlenen duygular süresi, yoğunluğu, yaşayış şekli olarak birbirinden ayrışır.


Duyguların Sinir Sistemi ile İlişkisi

Vücudumuzdaki tüm sistemler evrimsel olarak hayatta kalmaya programlıdır. İşlevsel olan ve olmayan gibi gözüken her şey özünde bu amaca hizmet eder. Sinir sistemimiz ise bu hayatta kalma programında önemli bir rol oynar çünkü vücudumuzdaki komuta merkezidir ve tüm iletişim ağını yönetir. Sinir sistemine bağlı olan Otonom Sinir Sistem, önemli 2 kısma sahiptir: Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemi. Şimdi kısaca bu iki sistemi tanıyalım.

Sempatik Sinir Sistemi; işlevi adı kadar sevimli gelmeyebilir ancak kendisi tipik olarak bilinen algılanan bir tehdide karşı “savaş ya da kaç” tepkilerinden sorumludur. Savaşabilmek ya da kaçabilmek için harekete geçmemiz gerekir. Bunun için de kaslarımıza yeterli kanın ve oksijenin pompalanması gerekir. Bunun için vücutta diğer aktif çalışan boşaltım, sindirim, üreme gibi sistemlere harcanan enerji kısılır. Böylelikle savaşmak ya da kaçmak için gerekli tüm enerjinin bu hedef için kullanılması önceliklendirilir.


Parasempatik Sinir Sistemi; esprili bir dilde vücuttaki “tatil modu” denebilir. Eğer ortamda bir tehdit kalmadıysa yani güvendeysek artık rahatlayabiliriz sinyalini verir. Buna göre sempatik sinir sisteminin tam tersi mekanizmada çalışır. Kalp atışını ve solunumu yavaşlatır, sindirimi artırır, uykuya geçişi kolaylaştırır. Kısacası bizi sakinleştirir, dinlendirir, sistemi onarmayı hedefler.


Sinir Sistemi Neden Tetiklenir?

            Yaşamın olduğu ilk zamanlarda tehdit olarak algılayabileceğimiz aslan/kaplan yani çeşitli vahşi hayvanlar vardı. Buradan gelebilecek olası tehlikeyi algılayıp duruma göre savaşmak ya da kaçmak gerekiyordu ki böylelikle hayatta kalıp üreyebilelim. Yani hayatta kalmaya devam edebilelim.  Günümüzde, özellikle yerleşik hayata geçiş ve sanayi devrimiyle birlikte, algıladığımız tehditler form değiştirdi. Artık ay sonundaki kredi borcu, iş mülakatının nasıl geçeceği, sevgilimizin dönüş yapmadığı mesajlar birer tehdit haline geldi. Bunların bazıları fiziki tehditler olmamakla birlikte, algımıza göre psikolojik varoluşumuz için tehdit oluşturan sinyaller içeriyor. Böylelikle sempatik sinir sistemi devamlı bir tetiklenme halinde oluyor.

            Sempatik sinir sisteminin devamlı bir tehdit algılaması ve tetiklenmesi, sistem için bir şeyler yolunda gitmiyor demektir. Yani “alarm” halindedir. Bu aktivasyon, uzun vadede vücutta stres hormonları (kortizol ve adrenalin)  salgılanmasına sebep olur. Stres hormonları ise;

-Kardiyovasküler şikayetler

-Kas ağrıları

-Sindirim problemleri

-Uyku kalitesinde bozulmalar

-Kaygının artması

-Düşünce içeriğinin tehdit odaklı değişmesi

-Devamlı tetikte olma hali: “Ya bir şey olursa, kesin bir şey olacak”

gibi alanları etkiler.


Sinir Sistemi Alarm Halindeyken Duygular Nasıl Değişir?

            Bazı olumsuz yaşam deneyimlerimiz, ilişkilerimizde edindiklerimiz; o andaki duyguyu bedene ve zihne adeta bir raptiye gibi pinler. Böylelikle o anın, o kokunun, o tadın, o duygunun bizde ne çağrıştırdığı bir nevi ezberlenir. Bu anlarda tehdit altında hissettiysek birincil öncelik sistemin kendini “güvende hissedeceği” bir ortamı ya da koşulu sağlamak olur. Dolayısıyla odağı vücutta her ne olursa ona doğru çevirir;


-Duygular daha yoğun hissedilir

-Bazı duygular daha baskın olur (kaygı, öfke gibi)

-Siyah-beyaz/ya hep ya hiç gibi bilişsel çarpıtmalar artar

-Sistem bazen kendini kapatır: Uyuşma, hissizlik, izole olma isteğinde artış.


            Kısacası; tehdit altındaki sistem demek, daha hızlı tetiklenen, daha yoğun, başa çıkmada daha zorlanılan duygular demek diyebiliriz. Burada önemli olan alarmın çalmaması değildir. Alarm gereklidir, böylelikle bizi olası tehdide karşı koruyabilir ve hayatta kalabiliriz. Önemli olan alarmın sesini duyabilmek, bu süreçteki ihtiyacı görebilmek, duyguyu yaşayabilmek ve daha sonra tatil moduna geçebilmek. Sinir sistemine dair farkındalık kazanabilmek için aşağıdaki soruyu sorarak başlayabiliriz;


“Şu anda gerçekten bir tehdit var mı, yoksa sinir sistemim alarma mı geçti?”



Klinik Psikolog/Çift Terapisti İrem Marangoz



 
 
 

Yorumlar


Pelen Psikoloji Eğitim ve Danışmanlık Merkezi

©2022, Pelen Psikoloji Eğitim ve Danışmanlık Merkezi. İstanbul Kurtköy, Pendik bölgesinde hizmet vermektedir. Kurtköy Psikolog, Pendik Psikolog, Online Psikolog hizmeti alabilirsiniz

bottom of page